Solucan Deliği Nedir?

Solucan deliği, evren boyunca çok uzun yolculuklar için kısayolları oluşturabilen uzay-zaman içerisindeki teorik geçitler olarak tanımlanır ve Genel Görelilik kuramının bir tahminidir. Ancak dikkatli olmakta fayda var; çünkü solucan delikleri; ani çöküşleri, yüksek radyasyonu ve egzotik madde ile tehlikeli karşılaşmaları da beraberinde getirir.

 

solucan-deligi-nedir-bilimfilicom

Solucan Deliği Teorisi:

1935 yılında, fizikçiler Albert Einstein ve Nathan Rosen, Genel Görelilik kuramını kullanarak uzay-zaman içerisinde köprülerin varolduğu önermesinde bulundular. Uzay-zamanda iki farklı noktayı birbirine bağlayan ve teorik olarak kısa geçişler oluşturarak mesafe ve yolculuk süresini azaltabilen bu -kısa- yolları, Einstein-Rosen ikilisi köprüler ya da solucan delikleri olarak isimlendirdi. Solucan delikleri iki ağız ve bu iki ağzı birbirine bağlayan bir boğazdan oluşur. Ağızlar büyük olasılıkla küreseldirler. Boğaz kısmı ise doğrusal bir uzantı şeklindedir, fakat aynı zamanda da döngüseldir ve konvansiyonel bir rotanın gerektirdiğinden daha uzun bir yol gerektirir. Einstein’ın Genel Göreliliği matematiksel olarak solucan deliklerinin var olduğunu tahmin ediyor, fakat bugüne kadar hiçbiri keşfedilmiş değil. Negatif kütleli bir solucan deliği etrafından geçen ışığı yer çekimiyle etkilemesiyle belirlenebilir. Genel Göreliliğin bazı çözümleri; solucan deliğinin her iki ağzında da bir kara delik bulunduğunu öngörüyor. Ancak, “ölmek” üzere olan bir yıldızın çöküşüyle doğal olarak oluşan bir kara deliğin kendisi bir solucan deliği oluşturmaz.

Solucan Deliği Boyunca :

Bilim kurgu solucan deliklerindeki seyahat hikayeleriyle doludur. Fakat gerçekte ise, bu yolculuklar çok daha karmaşıktır ve bunu henüz gerçekleştirebilmiş değiliz. İlk sorun şu; boyut. İlk solucan deliklerinin mikroskobik seviyede yaklaşık 10–33  santimetrede var olduğu kabul ediliyordu. Fakat, evren genişledikçe, bazılarının da çok daha büyük boyutlara genişlemiş olması oldukça muhtemeldir. Bir başka sorun ise; durağanlıktan kaynaklanıyor. Tahmin edilen Einstein-Rosen solucan delikleri seyahat için kullanışsız olabilir, çünkü bu delikler çok hızlı bir şekilde çökerler. Fakat, daha güncel araştırmalar, bir solucan deliğinin -çökmeden- açık halde kalmasını sağlayan “egzotik” madde içerdiği ve uzun bir süre boyunca da değişmeden kalabildiği bulgusuna ulaştı. Burada bahsi geçen “egzotik madde” kavramı karanlık madde ya da anti-madde ile karıştırılmamalı. Egzotik madde; negatif enerji yoğunluğu ve çok fazla negatif basınç içeren bir fenomen olarak tanımlanıyor. Böyle bir madde ancak kuantum alan teorisinin bir parçası olan bazı vakum seviyelerindeki davranışlarda görülebilir. Eğer bir solucan deliği yeteri kadar egzotik maddeden oluşursa, –doğal bir şekilde oluşmuş ya da yapay şekilde eklenmiş olsa da– teorik olarak uzay boyunca yolculuk yapılmasında ya da bilgi gönderilmesinde bir yöntem olarak kullanılabilir. Solucan delikleri yalnızca evrendeki iki ayrı bölgeyi birbirine bağlamıyor olabilir, aynı zamanda da iki farklı evreni de birbirine bağlıyor olabilir. Benzer şekilde, bazı bilim insanları; solucan deliğinin bir ağzının spesifik bir biçime taşınması durumunda, bu durumun zaman yolculuğunu mümkün kılabileceğini tahmin ediyorlar. Fakat, İngiliz kozmolog Stephen Hawking bunun mümkün olmadığını düşünüyor.

solucan-deligi-nedir-bilimfilicom

Yapay Zeka – Kısa Bilim #1

Sözlük anlamı olarak Yapay zekâ, bir bilgisayarın veya bilgisayar kontrolündeki bir robotun çeşitli faaliyetleri zeki canlılara benzer şekilde yerine getirme kabiliyeti olarak tanımlanmaktadır.

ex-machina-orta

Bilgisayar teknolojilerinin yeni ortaya çıktığı dönemde, “Makineler düşünebilir mi?” sorusunun Mathison Turingtarafından sorulması ile hakkında ilk adımların atılmaya başlandığı yapay zekâ, 2. Dünya Savaşı döneminde çeşitli askeri silah teknolojilerin ortaya çıkmasına ve bilgisayarların gelişmesindeki en önemli etkenlerden biridir. Günümüzde ise Google, Facebook ve özellikle Tesla gibi birçok büyük şirket yapay zekâ hakkında araştırmalarına devam etmektedir.

Facebook yapay zekâ birimleri, özellikle pazarlama konularında bu ilerleyen teknolojiden yararlanmak adına chat-botlar geliştirdi. Fakat pazarlama yapması için eğitilen iki chat-bot, insanları bir kenara bırakıp kendi aralarında iletişim kurmaya başlayınca, geçtiğimiz günlerde ekip botlardan birine müdahale etmek zorunda kaldı ve robotu kapattı. Aslında iki robotun çeşitli ürünleri alıp satmayı öğrenmesi, eşyalara değer ataması ve ardından bunları kendi aralarında takas etmesi gerekiyordu. Buna rağmen aralarındaki muhabbet ise şöyle gelişti:

Bob: Ben her şeyi ben ben ……….
Alice: Toplar sıfır bana bana bana bana bana bana bana bana bana bana
Bob: Sen ben her şey ………
Alice: Topların bir topu var bana bana bana bana bana bana bana bana
Bob: Ben ben her şeyi ben ben ben ………
Alice: Topların bir topu var bana bana bana bana bana bana
Bob: Ben ……..

Buradaki sıkıntı ise bu karmaşık kelimelerin bir araya getirilmesiyle oluşan tümce bize bir anlam ifade etmezken, robotlara etmesi. Yani muhtemelen siz okudukça “anlamsızca konuşmuşlar, ne var ki şimdi bunda?” diyebilirsiniz fakat Facebook mühendisleri, bu yazışmaları botların gayet iyi anlayabildiğini fark etmişler ve çareyi sistemin fişini çekmekte bulmuşlar.

Kısa Bilim’in sonuna geldiğimizde yaşayan en ünlü fizikçilerden biri olan Stephen Hawking’in şu sözünü hatırlatmak isterim.

“Yapay zekâlar insanlığın başına gelen ya en iyi şey ya da en kötü şey olacaklar.”
– Stephen Hawking

Hawking: Dünya alev topuna dönecek!

İnsanoğlunun 2600 yılına kadar yok olabileceği uyarısında bulunan dünyaca ünlü İngiliz fizikçi Stephen Hawking, artan nüfus ve enerji talebinin gezegeni felakete sürükleyeceğini belirterek Dünya’nın alev topu haline gelebileceğini kaydetti

Çin’in başkenti Pekin’deki Tencent WE Zirvesi’ne video konferans yoluyla bağlanan Hawking, insanların faciadan kurtulmak için hayata uygun başka bir gezegen bulması gerektiğini söyledi. Hawking, dünyalıların varlığını milyon yıl daha uzatmak istiyorlarsa daha önce kimsenin gitmediği yerlere korkusuzca gitmesi gerektiğini dile de getirdi.

HAYAT İÇİN EN UYGUN GEZEGEN

Yatırımcıları, komşu Alpha Centauri Sistemi’ne seyahati öngören Breakthrough Starshot adlı projesine destek vermelerini isteyen Hawking, bu sistemde hayat için uygun gezegenin olabileceğini tahmin ediyor.

Sputnik’in haberine göre dünyaca ünlü fizikçi, Breakthrough Starshot projesinin uzay aracının ışık hızıyla sadece 20 yılda yıldızlara ulaşabileceğini açıkladı.

Konferansta konuşma yapan Breakthrough Starshot projesinin mevcut yöneticisi Pete Worden, 21. yüzyılın ikinci yarısında, Alpha Centauri yörüngesindeki hayata uygun gezegenin ilk görüntülerinin alınabileceğini ifade etti.

Kaynak
http://www.hurriyet.com.tr/hawking-tarih-verdi-40637383

Facebook herkesi dinliyor!

Sosyal medyada dolaşırken reklamlar görmemiz doğal. Bu reklamların, daha önce internette aradığımız şeylerle ilişkili olmalarına da alıştık. Ancak telefonu elimize bile almadan konuştuklarımız, karşımıza çıkan reklamları etkiliyor desek?

Sosyal medya mecraları bundan 10 yıl önce şimdiki kadar hayatımızda değildi. Facebook ülkemizde yeni yeni duyulmaya başlıyor, herkes normalde adını bile unutmayı sorun etmediği ilkokul arkadaşına ulaşmaya çalışıyordu. Zaman geçti ve Facebook artık 2.2 milyar insanın bulunduğu bir platforma dönüştü. Şimdilerde, ABD’deki seçimler öncesinde Trump’ın kampanyasından daha çok insanı etkilediği söyleniyor. Yani masumiyeti ziyan oldu ve modern tarihin en büyük reklam araçlarından birisi haline geldi.

Google’daki aramalarımızın, karşımıza çıkacak reklamlar için veri sağladığını duyduğumuzda şaşırmış ve zamanla bu düşünceye alışmıştık. Çünkü bu reklamlar bizim de işimize yarıyorlardı, ilgilenmediğimiz şeylerin reklamını görmüyorduk. Ayrıca ilgi alanlarımızı kendi irademizle internete veriyor ve o site senin bu site benim dolaşıyorduk.

Reddit üzerinde viral olan bu video, hep korkulan bir iddiayı gündeme getirdi: Facebook uygulaması kullanım dışıyken insanları dinleyerek gizlilik ihlali yapıyor!

Neville Black’in iddiası, arkaplanda açık olan Facebook uygulamasının ekran kilitliyken dinleme yapması üzerine kurulu. Kendisine göre toplanan veriler karşımıza çıkan reklamlar için kullanıyorlar.

Bunu denemek için telefonun yanında kedi maması hakkında konuşma yapan ve anahtar kelimeler olarak “kedi” ve “mama” kelimelerini sık sık vurgulayan Neville ve eşini izleyin.

https://youtu.be/U0SOxb_Lfps

Video aslında geçtiğimiz yıl Youtube’a yüklenmiş ve iddianın sahibi Neville Black şu açıklamayı altına düşmüş:

“Eşim ve ben rastgele bir konu seçip bir saat boyunca iPhone yanımızdayken konuştuk. Facebook uygulaması bu süre boyunca arka plandaydı. İki gün sonra Facebook reklamları arasında kedi maması reklamları görmeye başladık.”

Geçtiğimiz günlerde Reddit’te tartışmalara konu olduktan sonra Neville, video açıklamasını güncellemiş:

“Videoyu yalnızca dikkat çekmek için göndermedim. Amacım herkesin bu durumdan haberdar olmasını sağlamaktı. Bu konuyu arkadaşlarımla konuştuktan sonra bir video çekmeyi düşündük. Bir rastlantı değildi çünkü bunu birkaç kez yapmıştık ve her zaman diğer anahtar kelimelerle ilgili reklam sonuçları gördük.

Bana inanmazsanız kendiniz deneyin. Sadece birkaç gün beklemeniz gerekecek. Emin olmak için konuşmalar sırasında anahtar kelimeleri vurgulayın. Konuştuğunuz konuları ve anahtar kelimeleri, daha önce internette aratmadığınız ve telefon yanında konuşmadığınız konulardan seçin.”

Einstein’ın mutluluk formülleri 1 milyon 560 bin dolara satıldı

Ünlü fizikçi Albert Einstein’ın “mutluluk formülleri” içeren iki notu Kudüs’teki açık artırmada 1 milyon 560 bin dolara satıldı.

Nobel ödüllü fizikçi, mutluluk tavsiyelerini içeren notları, Japonya ziyareti sırasında, bir kuryeye bahşiş karşılığında vermişti. Notları satan kişinin de kuryenin yeğeni olduğu duyuruldu.

1922 yılında Tokyo’daki Imperial Oteli’nde yaşanan olayda, Einstein’in kuryeye, “notların ileride çok değerlenebileceğini” söylediği de belirtiliyor.

Hayatını bilime adayan fizikçinin kuryeye verdiği Almanca notlardan biri şu şekilde: “Başarı peşinde koşmak ve bununla beraber gelen sürekli huzursuzluğa karşın, sakin ve alçak gönüllü bir yaşantı daha fazla mutluluk getirecektir.”

240 bin dolara satılan ikinci notta ise şu kısa ifade yer alıyor: “Eğer istek varsa, bir yolu vardır”

Ünlü fizikçinin bu olayın gerçekleştiği sırada Japonya’da akademik bir gezide olduğu ve Nobel ödülü aldığını henüz öğrendiği belirtiliyor.

Kudüs’te satışa çıkarılan el yazısı notların, ulaştığı değerin açık artırma öncesi tahmin edilenin üzerinde olduğu da ifade edildi.

Alıcılardan birinin Avrupalı olduğu ancak isminin gizli kalmasını istediği belirtildi.

Sinestezi: Müziği görmek, kelimeleri tatmak

Hayal edelim; sayılar 3 boyutlu olsaydı, müziğin bir şekli olsaydı ya da renklerin sesi olsaydı, dünya nasıl bir yer olurdu?

Bu düşünce biraz tuhaf gelebilir fakat sinestezik kişiler için durum tam olarak böyle. Bu zararsız durum, toplumun neredeyse %20’sinde görülüyor.

Peki nedir sinestezi?

Sinestezi kavramı, Yunanca‘da “syn” (birlikte) ve “aesthesis” (algılamak) kelimelerinin bir araya gelmesiyle oluşturulmuştur. İsmin kökeninden de anlaşılacağı üzere; sinestezi, duyuların birlikte algılanması sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Sinestezik kişilerde bir duyunun algılanması, başka bir duyunun da algısını tetiklemektedir. Böylelikle iki ya da daha fazla duyunun algılanması birlikte olmaktadır (1).

Sinestezik kişiler; “pencere” kelimesini gördüklerinde et tadı alabiliyorlar ya da bir müzik duyduklarında bunu mavi olarak nitelendirebiliyorlar. Bu kişilerde tüm duyular, beyindeki bağlantılar nedeniyle birbiri ile ilişkili durumdadır (2).

Sinestezik kişiler, rakamları ya da harfleri duyabilir, onları bir renkte görebilir ve herhangi bir rengi bir harf ya da rakamla ilişkilendirebilir. Richard Feynman, What Do You Care What Other People Think? isimli kitabında, “bir denkleme baktığımda, -nedenini bilmiyorum ama- harfleri renkli görüyorum, benim için; j’ler açık kahverengi, n’ler mavi-mor arası ve x’ler koyu kahverengi” diyor. Bu ifadesinden, Feynman’ın da sinestezik olduğunu anlayabiliyoruz. Journal of Neuroscience’ta yayınlanan bir çalışmada; 12 sinestezik ve 12 sinestezik olmayan kişinin, beyinleri uyanık oldukları anda, fMRI cihazı ile görüntülendi. Bu süreçte, deneklerden yalnızca dinlenmeleri istendi. Araştırmanın sonuçları incelendiğinde, sinestezik kişilerin beyinlerindeki bağlantıların, sinestezik olmayanlara göre farklılık gösterdiği görüldü. Sinestezik kişilerin beyinlerindeki görsel alan (özellikle renk ile ilgili bölge) ile işitsel alan arasında çok daha yoğun bir bağlantı ağı olduğu görüldü. Bu bağlantılar sayesinde, rakam duyulduğunda kişinin zihninde bir renk canlandığı düşünülmektedir (3).

Çok uzun bir süre; sinestezi, kişiler için yararı ya da zararı olmayan doğal bir durum olarak görüldü. Fakat son yapılan araştırmalar ile; bilişsel ve fizyolojik özellikler ile bağlantısının olduğu anlaşıldı. Üstelik bunlardan bazıları oldukça olumlu özellikler. Bugüne kadar genetik olduğu düşünülen sinestezinin bazı durumlarda çevresel olabileceği de son zamanlarda anlaşıldı. Ayrıca sinestezinin, multiple skleroz, irritabl bağırsak sendromu, bazı çeşit baş ağrısı gibi bağışıklık sistemine bağlı hastalıklarla da ilintili olduğu görüldü (4).

Sineztezinin avantajları nelerdir?

Yapılan çalışmalar, sinestezik kişilerin, diğer insanlardan çok daha iyi bir hafızaya sahip olduğunu ortaya koymuştur. Bunu şöyle bir örnekle açıklayalım; bir kişinin ismini hatırlamaya çalışın. Kişinin ismi Ahmet ya da Mehmet hangisiydi? Peki şimdi, A’nın mavi, M’nin mor renk olduğunu hayal edelim. İsimden ziyade rengi hatırlamanız ve kişinin ismini bu bağlantı sayesinde kolaylıkla bulmanız oldukça yüksek bir ihtimal.

Ayrıca sinestezik kişiler daha yüksek bir zihinsel imgeleme gücüne sahiptirler. Mental imgeleme, çok kullanılabilir bir özellik gibi görünmese de, aslında günlük hayatımızda bunu sıklıkla kullanıyoruz. Örneğin; yüzleri hatırlamada, yolumuzu bulmada ya da kutusunda parçalar halinde duran yeni satın aldığımız bir mobilyanın kurulumunda.

Bunlara ek olarak sinestezik kişilerin diğerlerine göre daha yaratıcı oldukları ve bu nedenle resim müzik gibi sanat dalları ile daha çok uğraştıkları da görülmüştür (4).

Uyku ve rüya durumu

Sinestezi hakkında henüz çok fazla şey bilmiyoruz fakat şimdiye kadar yapılan araştırmalara göre, sinestezinin yaratıcılık ve kişilik özelliklerini etkiliyor olması uyku ve rüya görme durumu hakkında yeni hipotezleri de beraberinde getiriyor. Sinestezik kişilerin, dünyanın geri kalanına göre daha farklı uyku alışkanlıkları ve rüya görme durumlarının var olduğu ortaya çıkmıştır. Sinestezik kişilerin, yaratıcılık fonksiyonlarını destekleyen REM uykusunu tecrübe etmelerinin de farklılık gösterdiği düşünülmektedir (4).

Sinestezi hakkında her gün yeni bir şeyler öğrenmeye devam ediyoruz fakat bu alanda öğrenebildiklerimiz oldukça sınırlı çünkü tıpkı rüyaların durumunda olduğu gibi elde edilen veriler çok kişisel ve insanların zihinlerinde neler olduğunu tam olarak bilmemiz şimdilik çok zor.

Kapak görseli
http://www.npr.org/sections/thesalt/2013/03/12/174132392/synesthetes-really-can-taste-the-rainbow
Kaynaklar
Synaesthesia: The strangest thing. JE Harrison – 2001.
http://www.sciencealert.com/scientists-have-identified-a-weirdly-common-form-of-synaesthesia
https://www.psychologytoday.com/blog/eyes-the-brain/201207/the-brain-synesthete
http://www.iflscience.com/brain/seeing-music-or-tasting-numbers-heres-what-we-can-learn-from-people-with-synaesthesia/
İleri Okuma
Intrinsic Network Connectivity Reflects Consistency of Synesthetic Experiences
A. Dovern, G.R. Fink, A. C.B. Fromme, A.M. Wohlschläger, P.H. Weiss and V. Riedl.
Journal of Neuroscience 30 May 2012, 32 (22) 7614-7621; DOI: https://doi.org/10.1523/JNEUROSCI.5401-11.2012.
https://ed.ted.com/lessons/what-color-is-tuesday-exploring-synesthesia-richard-e-cytowic

Japonlar Ay’da 50 kilometrelik mağara keşfetti

Japon araştırmacılar, Ay’da astronotlar tarafından üs olarak kullanılabilecek 50 kilometre boyunca uzanan bir mağara keşfettiler.

Japonya Havacılık ve Uzay Keşif Ajansı (JAXA), keşfedilen büyük yer altı mağarasının gelecekte astronotlar için Ay üssü olarak kullanılabileceğini ümit ettiklerini açıkladı.

3,5 milyar yıl önce lavlardan oluştuğu düşünülen mağaranın gelecekte içinde bir uzay üssü kurulması halinde astronotları güneşin yaydığı radyasyon ve kozmik ışınlardan korunabileceği düşünülüyor.

JAXA‘nın Ay uydusu Kayuga’nın topladığı bilgilere göre, Marius Hills denilen bir grup volkanik kubbeli alanın altında yer alan mağaranın 100 metre genişliğinde olduğu tespit edildi.

Kayuga’nın ilk önce 50 metre çapında ve derinliğinde bir delik tespit ettiğini bildiren ajans, Ay yüzeyindeki radyo dalgaları kullanılarak yapılan araştırmaların onları mağaranın lavdan oluşmuş olduğu sonucuna götürdüğünü açıkladı.

Yer altı yapısının batıdan doğuya doğru uzandığını gösteren verileri inceleyen JAXA araştırmacılarının çalışmaları, mağaranın derinliklerindeki kayalıklarda buz ve su ihtimalinin bulunduğunu doğruladı.

Zombi yapan uyuşturucu ‘FLAKKA’

Flakka nedir?

Flakka ‘alpha-PDP’ içeren kimyasal bir uyarıcıdır. Sentetik uyuşturucular içerisinde en güçlülerinden sayılmaktadır. Yapısal olarak banyo tuzuna benzerlik göstermektedir.

Flakka ile Bonzai arasında ne fark var?

İkisi de sentetik, kimyasal maddelerdir ama içerdikleri etken madde farklıdır.

Flakka’nın etkileri nelerdir?

Bu madde alındıktan sonra halüsinasyonlar, bedensel güçte artış, tuhaf hareketler, saldırganlık, şüphecilik, kalp ve solunum problemleri, intihara sürükleme ve ölüm görüldüğü bildirilmiştir.

Flakka’ya neden “zombi yapan madde” deniliyor?

Bu madde alındıktan sonra halüsinasyonlar, bedensel güçte artış, tuhaf hareketler, saldırganlık, şüphecilik, başkalarına zarar verme şeklinde davranışların ortaya çıkması nedeniyle “zombi yapan madde” olarak anılması şaşırtıcı değildir.

Einstein ve Tesla

“Einstein’ın görelilik çalışmaları göz alıcı bir matematiksel kılıftan ibarettir. Bu kılıf, insanları büyüler, etkiler ve bir yandan da altında yatan hataları gizler. Einstein’ın Teorisi, cahil insanların onu bir kral gibi görmesi için mor renkte giysiler giyen bir dilenci gibidir. Teorinin yandaşları, bilim insanı olmaktan ziyade metafizikçilerden ibarettir.”

Nikola Tesla (The New York Times, 11 Temmuz 1935)

Bu söz aslında daha uzun bir “saldırı”nın bir kısmıdır. O “mor renk” ile ilgili söyledikleri, gerçekten son derece acımasızdır. Batılı kültürde mor renk, İncil’de de geçtiği gibi eski zamanlarda zor elde edildiği için “saltanat”a işaret etmektedir. Bizim kültürümüzde bu, “kadife kumaş” demek gibi… Tesla, Einstein’ı ve teorisini “cehalet” ile suçlamakla kalmıyor, bu teorinin amacının insanların kafasını karıştırarak hatalarını gizlemek olduğunu da açıkça iddia ediyor.

Tesla, 1934 yılında yazdığı “Tanrısal Dedikodunun Parçaları” başlıklı şiirinde şunları söylemektedir:

“Çok üzgünüm, Sir Isaac, sizin ününüzü kıstılar,

Sizin büyük biliminizi alt üst ettiler,

Şimdi uzun saçlı bir deli, Einstein isimli,

Sizin tüm öğretilerinizi bozuyor.

Diyor ki: madde ve kuvvet dönüştürülebilirdir,

Sizin değişmez yasalarınızı yalanlıyor.”

Aynı Tesla, 75. doğumgünü şerefine verilen galada, Einstein’ın “E=mc2” formülüyle ilgili şunları söylüyor:

“Ben bugüne kadar sayısız atomu birbiriyle çarpıştırdım, hiç de dikkate değer bir enerji açığa çıkmadı.”

Bunu diyen Tesla, ilk parçacık hızlandırıcısının icadından 50 yıl önce bu iddiada bulunuyor. Tabii ki hayatında atom falan çarpıştırmamışken… Einstein’ın bunlara cevabı? Doğum gününü kutlayan şu mektubu atıyor:

“Sevgili Bay Tesla,

75. doğum gününüz olduğunu ve yüksek-frekanslı akımlar ile ilgili çalışmalarınızı duymaktan memnuniyet duydum. Bunlar, alandaki çalışmalara harika katkılar sağlayacaktır. Yaşamınızdaki tüm çalışmalarda başarılar dilerim.

Albert Einstein”

Ve aynı Einstein, Tesla’nın da desteklediği ama aralarında yer almadığı “Einstein’a Karşı Olan 100 Yazar” ile ilgili kitapçıkla ilgili şu yorumu yapmakla yetindi:

“Eğer ki karşıtlıkları bilimsel olsaydı, sadece 1 yazar yeterli olurdu.”

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑